Hatlekuay Savunmasi
Hatlekuay Köyü Savunması
.....Rus-Kafkas Savaşı Adıge kırlarını-köy yerleşimlerini-tarih yaptı, bitirdi. -Savaş ve sonrasında-ölenlerin sayısı sınırsız denilebilecek bir ölçüdeydi, toplumun neredeyse tamamı bilinmeyen bir geleceğe doğru yola çıktı, tüm bir Adıge toplumu bu ölüm yolculuğunda bir kırım geçirdi, Karadeniz kıyılarımızda ölenlerin, denizde boğulanların haddi hesabı yoktu, Karadeniz'i aşıp karşı kıyıya –Türkiye toprağına- adım atabilenler bekleyen de  Azrail idi, orada da ölenlerin haddi hesabı yoktu… (1). Çar ve yardakçılarının planı sonunda gerçek oldu: İstenmeyen insanlar, Adıge ulusu ülkesi dışına atılmış, Adıge toprağı bütünüyle temizlenmiş ve o güzelim topraklar Rus istilacılar tarafından kapışılmış oldu, eski Adıge toprağı galiplerin bir yaşam alanı oldu. Umudu tükenmiş son Adıgeler ise boyunduruğa koşulmamak  için canlarını kurtarma derdine düşmüşlerdi. Çar ve yardakçıları ise, bütün bu olanlardan ziyadesiyle memnun idiler. Ancak, bir yandan da, ezeli düşman Türkiye’ye o denli sayıda insan göndermiş, düşmanı güçlendirmiş olmaktan da kaygılıydılar. Bunu, parçalı olmaları durumunda Adıgelerin  etkisiz konuma düşmüş olacaklarını düşünmüş olmalılar, bir ara Türkiye’ye göçü durdurdular…
..…1867 yılı. Büyük Prens Mihail Nikolayeviç (2), Kuban oblastı topraklarını (eski Çerkesya-hcy) dolaşıyor, teftiş ediyordu. Yurt dışına Adıge gidişlerini durdurma  kararını aldığını her yerde açıklıyordu. Bir aile ya da bir köy biçiminde oturma izinleri veriyorum, yurt dışına göç içerikli dilekçeleri ise 1867 yılından 1873 yılına değin kabul etmeyeceğim, diyordu. İstisnai olarak tek bir kişiye, Hanaheko Kımçerıy’e (3) çıkış izni verilmişti. Kımçerıy’e, 1871’de, kendi belirlediği birkaç aile birlikte yurt dışına çıkış/göç etme izni verilmişti.
......Devlet çıkış izni vermiyordu ama Yekaterinodar (şimdi-Krasnodar) ilçesindeki Bjeduğ köylüleri hayvanlarını kesmeye, toprağı sürüp ekmemeye ve göç için hazırlıklar yapmaya başlamışlardı. Yönetim bunun farkındaydı, köylülerle konuşmalar  başlatıldı. Bu durumu, P.Berje’nin “Kafkasya Dağlılarının Deportasyonu/Ülke Dışına Göçü” (Выселение горцев с Кавказа) başlıklı çalışmasında şöyle yazmıştı: “Türkiye’ye göç etmek istiyoruz, bu amaçla İstanbul’a bir elçi heyeti gönderdik. Kendimizi artık Rusya’ya  ait kişiler olarak görmüyoruz”. Devlet görevlilerinin tutumlarını da yansıtır halde, Berje şöyle yazıyordu: “Böylesine/özgürce bir yanıt, devlet yetkililerinin alışık oldukları bir şey değildi, derhal elebaşılar tutuklandılar ve  Yeysk (4) hapishanesine konuldular. Bjeduğlar, tutukluların salınmaları için Yekaterinodar’a temsilciler gönderdiler. Ancak tutukluların salınması bir yana, gidenlerden 7’si daha tutuklandı. Bu arada yönetim köylülerce belirlenmiş muhtarları/thamateleri görevden alma, muhtarları ilçeden  atama kararını da aldı (5). Yekaterinodar ilçesindeki (уезд) dört köye muhtar atandı, ancak köylüler bu muhtarları tanımadılar. Daha sonra üç köy, bu muhtarları kabule yanaştı. Ancak Hatlekuaye köyü atanmış muhtarı kabul etmemekte diretti: “Biz kendimizi artık Rusya yurttaşı olarak değil, konuk/gidici kişiler olarak görüyoruz. Bu nedenle Rus yasalarına göre örgütlenmek zorunda değiliz, dediler. Köylüler evlerini boşaltıp köyü terk ettiler, bir kısmı köy kıyısında kamp kurup konakladı, bir kısmı da  ormanın içlerine çekildi. Bunun üzerine yönetim köye askeri birlikler sevketme kararını aldı”.
......“Başaramayacağın işe kalkışma” diyor bir atasözümüz. Köy askeri birlikler tarafından çember içine alındı, bunun üzerine çocuklar ve yaşlı başlı kişiler düşünülerek çatışmaya girilmedi, atanmış muhtar da kabul edildi. Ancak yöneticiler köylülerin yola gelmiş olmalarını, kendi otoriteleri bakımından  yeterli bulmadılar. Berje’nin yazdığına göre, köylülerin “Yasaya”  karşı gelmiş olmaları olayına önderlik ettiği gerekçesiyle 10 kişi tutuklanıp götürüldü. Kimdi bu kişiler? Berje bu durumdan ne diye kaygılanmış olmalıydı?! Kendisi açısından, bunların kim oldukları değil, yasa gücünün ne demek olduğunu Dağlıların öğrenmiş olmaları, yasalara uymanın gereğini öğrenmiş olmaları önemliydi. Yasalara karşı gelmeleri durumunda yaptırıma uğrayacaklarını öğrenmeleri amaçlanmıştı.
......Berje’nin yazısında Kımçerıy dışında  bir ad geçmiyor. Tarih veriliyor, olup biten anlatılıyor ama olaya katılmış olan kişilerin adları verilmiyor. Berje’nin yazısındaki bu eksiklik, olay üzerine anlatılar olarak Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivinde bulunan ve  “Hatlekuaye Sığınağı (kutur)” adı altında toplanmış olan derlenmiş belgelerden gidilerek aydınlatılabilir. Sözlü derlemelere göre, “-şimdi doğuda bulunan Bjeduğ köyü -Ğobekuay  ile –Adıgey’in en batısında  bulunan Şapsığ köyü -Pseytuk arasında yaşayan biz bütün  Adıgeler olarak, yoksul, zengin ayırımı yapmadan  Türkiye’ye (Стамбол) göç etmek istiyoruz”, diyerek ve bu işe bir çözüm bulma amacıyla köy temsilcileri Kuzerımıha denilen yerde toplandılar (6) - Toplantıda, alınan kararlara uyulması için yemin verdirildi. Yemin işini Kazanıkuaye köyünden 70 yaşındaki Hacı Hasan yaptırdı. Yemin vermeyenler de çıktı. Vermeyenler Tahtamukay köyünden idiler: Birinci kişi -T’ımıjıko oğlu Navırze Efendi (imam), ikinci kişi – Psevne Kokan,üçüncü kişi – Şığuş’eko Mıhamet Mızeğ.
......Şu konularda yemin verilmişti: İzin alacak bir heyet  Osmanlı Padişahı’nın yanına gönderilcekti. Heyete seçilen elçiler de şunlardı: İlki-Natho Hats’ats’ (Kunçıkohabl köylü), ikinci-Askalıko Şapsığ (Askalay köylü), üçüncü- Hasene-hac Ş’avko (Pç’ıhal’ıkuay köylü), dördüncü-Hakup’at’e T’eşu (Lahşukay köylü), beşinci kişi de– Hace Kıt’ıj’ (Şapsığ) idi. Masraflar için de, hemen oracıkta, toplantıda para toplandı ve elçilere verildi. Elçiler 1871 yılında Türkiye’ye gittiler.
.......Haberde anlatıldığına göre, gönderilen elçiler henüz geri dönmedikleri bir tarihte, 1872’de  Bjeduğlara  “Kendi köy yönetimlerini oluşturmanız gerekiyor biçiminde bir karar köylere bildirildi. Karar, Hatlekuay dışındaki köyler tarafından  kabul edildi”. Hatlekuayeliler, “Türkiye’ye gönderdiğimiz elçiler henüz dönmediler, onların  dönmelerini ya da mektubunu bekliyoruz, o vakte kadar  köy yönetimi kurmayız” dediler. “Görevliler/yetkililer  (Забытхэр), Hatlekuayelilerin dediğine aldırmadan, yanlarına birer yazıcı  alarak köylere geldiler.
.......Hatlekuaye’ye gönderilen görevli/thamate Hatığuhable köyünden  Karbeç Hatığu idi, bir katip de ona eşlik ediyordu”.
.......Köye gelen yetkili şöyle bir açıklamada bulundu: “İdare/muhtarlık (Праулэн) oluşturmanız karar gereğince zorunlu. Karar Türkiye’ye gitmenizi engellemiyor. Gönderdiğiniz elçiler kabul izni alıp dönecek olurlarsa, sizleri salacaklar -Türkiye’ye göç etmenize izin verilecek-. O güne kadar bir yönetiminizin olması gerekiyor… Alınan bu karara karşı gelmeniz  işe yaramayacak –kabule zorlanacaksınız-”.Köylüler Karbeç’e şu yanıtı veriyorlar: “Sen yöneticilerin (забытмэ) elçisisin, seni kınamıyoruz, sen sana söylenmiş olanı bize aktarıyorsun. Biz kendi temsilcilerimizi İstanbul’a gönderdik, onları bekleyeceğimize  yemin verdik, mektupları bize ulaşmadan, bir yönetim oluşturmamız doğru olmaz. Türkiye’ye yerleşme izni  ‘alamadık’ diye bir yazı alırsak, köy yönetimini kurarız, onlardan haber almadan öyle bir yönetim kuramayız”.
 …..Köyün kararı başkan/thamate tarafından yetkililere bildirildi. Bunun üzerine, anlatıya göre, yörenin “karakol komutanı (участкоо начальник) geldi… Ona da başkana/thameteye söylenen şey söylendi. Ardından şube/ilçe atamanı (Kazak komutan/general) geldi…”. Ancak ataman da etkili olamadı. Ataman döndü, bölge/ilin idari ve askeri şefi (хэкум иначальник) geldi, “Köy yönetiminizi kurmazsanız, Çar’ın düşmanı” olarak ilan edileceksiniz dedi. Bunun üzerine köylü şu yanıtı verdi: “Çar’a gücümüz yetmez, isterse hepimizi öldürtebilir, ancak İstanbul’a gönderdiğimiz elçilerden bir haber almadan yönetim kuramayız”. Anlatı şöyle sürüyor: “General şöyle konuştu: Bundan böyle size artık hiçbir görevli/yetkili (забыт) gelmeyecek, sadece Çar’ın ordusu  gelecek”.
.......Görüşmeler olumsuz sonuçlanınca, sözlü anlatıya göre, “bir gece vakti askerler geldiler ve köy yakınında kamp kurdular, köyü askeri çember içine aldılar.
Köylüler işin ciddiyetini kavradılar. Köyü temsilen gönderilen heyetin başında 75 yaşındaki Hace-Haç’emız Huade bulunuyordu”.
........Köyün ordu ile çevrildiğini öğrenen köylüler, hemen bir karar aldılar ve köyün iki ayrı yerinde iki sığınak/siper (кутур) yapıp içine yerleştiler…”. Savunma önlemini de aldılar: Gece ve gündüz köyü beklemek üzere dört keskin nişancıyı görevlendirdiler:  “1.Degumıko Huseyn; 2.Degumıko Hasan; 3.Hanaheko Tıv; 4.Hanaheko Amzan”.
.........Ata toprağında yaşayan, kendi elleriyle kurdukları saz çatılı damlarda (бгъагъэ) barınan, topraktan ürettikleriyle geçinen bu sade insanlara, yağmacılar, yağmaladıklarıyla yetinmeyerek yeni baştan, bir daha  çullanmış bulunuyorlardı. Yağmacılar bu insanları bir sürü  gibi gütmek, karşı gelenlere de “okkalı cezalar” vermek istiyorlardı.
.......Köylüler, sabah erkenden  hayvanlarını çobansız, başıboş olarak köy dışına saldılar. Adıgelere  “kültürü” taşıyan bu kişiler, sürüdeki en besili danaları, babalarının malıymış gibi  kesip yiyor ve diledikleri gibi davranıyorlardı.
......Köyün bu zor durumu dört bir yanda duyuldu. Başka köylerden aklı başında ve sözü dinlenir kişiler  Hatlekuaye’ye geldiler, köylülere ricalarda bulundular: “Kendinizi katlettirmeyin, ülkemizin insanlarısınız, devleti dinleyin, elçiler izin almış olarak dönerlerse, sizi engellemeyecekler, göç etmenize izin verecekler”, dediler. Bu yatıştırıcı grup askerlerin de yanına gidip “bu kişiler sıradan köylüler, bir şey yaptıkları da yok, rica ediyoruz, saldırıya geçmeyiniz” dediler. Söylentiye göre, gün boyu, sabah vaktinden akşamın karanlık vaktine değin uzlaşma yolları arandı. Sığınakta geçen dokuzuncu  gün, aracılar uzlaşmayı sağladılar. O zor anlarda  bir çıkış yolunu bulan, çözüm için hayatlarını ortaya koyarak çırpınmış olan bu akıllı kişiler kimler olabilirler?
……O kişiler canlarını ortaya koymuşlardı, çünkü onlar haklının yanında yer almayı suç sayacak birçok  kişinin Çar’ın askerleri arasında bulunduğunu biliyorlardı, hapsetmek ne ki, adam öldürmek bile o tür kişiler için işten bile değildi. Öylesine olaylara birçok kez tanık olmuşlardı o iyi adamlar. Ancak yine ellerinden geleni yapmaktan kaçınmamışlardı. Bu kişiler “Hace Seleçerıy (Tlevstenhabl köylü), Hace İshak Efendi Beguğ (Şıncıy), Ş’evmafe oğlu Hasane-hac (Şıncıy), Ahmed Efendi Yahul’ (Cecehabl) ve daha başkaları idiler”.
Hatlekuay köyünde de akıllı ve uzağı gören kişiler yok değildi. Ancak onlar sözlerini dinletememişlerdi. Bu nedenle o gibi kişiler kızıp evlerine çekilmişlerdi. Bunların adları da veriliyor sözlü anlatıda. “Sığınaklara  girmeyen, evinden dışarı adım atmayan birkaç kişi vardı köyde: İslam Huade, Paka Thal’, Ş’evefıj L’ıxas”. Başka köylerden gelen barıştırıcı kişilerle bu köylüler birlikte Rus yöneticilere ricalarda bulundular, köyü kuşatma eyleminin sona erdirilmesi konusunda uzlaşma sağladılar…
......Ancak “kızdırılan”  üst yöneticiler bu  uzlaşmayı yeterli bulmadılar. Köylüyü ayaklandıran ve sığınaklar  kazılmasına öncülük eden  dokuz direnişçiyi tutuklattılar: “Lav Huade,Şıvmen Tığuj’, Tlevstınale Sıhat, Hacebıy Huak’o, Beyslan Huak’o, Mıhamçerıy Huade, Natho Meşfeşşu, Blaçu Hut, Hace Hacemız Huade. Bu kişiler tutuklandılar” diyerek anlatı sona eriyor. Peki bu kişilerin sonu ne oldu? Özgürlük uğruna direnmiş olan bu kişilere daha sonra  ne yapıldı? Bunların akıbetini bilen/duymuş olan  kişiler ilgili köyde bulunuyor olabilir. Adıge edebiyatı ve tarihi üzerine çalışan kişilerin bu noktaya  eğilmeleri yerinde olur. Çünkü, bize ulaşmış olan bu olayın öyküsü, köyün tarihi açısından önemsiz bir olay değildir, köyün tarihi yazılacak olduğunda, bu olayın geniş bir yer tutacağı gerçeği de kuşkusuzdur. Bu konuda, o harekete katılmış olan, olayı anlatan ve bunu 1928 yılında yazdıran Bleneğepts’e Medine-hace ile bu anlatıyı yazıya aktaranlar da büyük bir hizmette bulunmuş oldular. Tarihimizin ilginç bir sayfasını bize bırakmış/ulaştırmış oldular.


.Şhalaho Abu, 01.01.1992Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
“Sözün Gücü. Zamanın Soluğu” (Псалъэм илъэкI. Уахътэм ижьыкъащ), 
Maykop,2005,s.163-165.
Dipnotlar:
(1)-Bir ulusu, sivil nüfusun tamamını 1860’larda askeri harekat kapsamına alan ve savaşla gerçekleştirilen katliam, etnik temizlik ve deportasyon olayına, 2 milyon nüfusun 100 bine, yirmi yıl sonra da 20-30 bine düşesine yol açan bir uygulamaya  soykırım dışında hangi ad verilebilir?-hcy
(2)- Mihail Nikolayeviç (1832-1909), Çar’ın kardeşi, Grandük, Veliaht Prens. 1862-1882 yılları arasında Kafkasya Valisi olarak Tiflis’de yaşadı. Kafkas Savaşı’nın sonlarına doğru Kafkasya Orduları Başkomutanlığı’nı General Yevdokimov’dan devraldı. Şapsığ ve Vıbıhları Türkiye’ye gönderdi. 21 Mayıs 1864’te (Miladi-2 Haziran 1864) Kbaada Yaylasında yapılan Ortodoks dini ayinini ve askeri geçit törenini düzenledi. Törendeki konuşmasında dağların temizlendiğini, temizlenen bu yerlerin ebedi bir Rus, Hıristiyan toprağı olacağını söyledi.
Şimdi Kbaada (buradaki Çerkes köyünün adı-‘Atkuac’ idi) yerinde bulunan Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır)  beldesinde 2014 Soçi Olimpiyatları yapılacaktır.-hcy
(3)-Hanaheko (Hanaxeqo) Kımçerıy- ünlü Pşı-vark Savaşı’na katılmış önder kişilerden. Tevçoj Tsığo’nun aynı adlı destanında mücadelesi anlatılıyor.-hcy
(4)-Yeysk-Azak Denizi doğusunda bir liman kenti.
(5)-Bugün de yerel birimlerde (il ve cumhuriyetlerde), seçimler kaldırılmış olup  başkanlar Moskova’dan atama yoluyla görevlendiriliyorlar. Tarih tekerrür ediyor gibi.
 (6)-Kuzerımıha= ‘Araba ile girilemeyen yer’ anlamına gelir- burası şimdiki Veçepşıye köyünün ilk yerleşim yeriydi.
Not:Tire içindekiler çevirmene aittir.-hcy
Cherkessia.Net'ten Alıntıdır.




 
 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

BU SEVDA BİTMEZ
 

 
 
 ayıraç gifleri ile ilgili görsel sonucu
  ayıraç gifleri ile ilgili görsel sonucu
 
  Danef Sozluk
 
  Adige Sozluk -2-
 
  Dilden Dile
 
  B. Turkce Sozluk
 
  Bulmaca Sozlugu
 
  ayıraç gifleri ile ilgili görsel sonucu
 
  Adige Muzikleri
 
  Kafe Muzikleri
 
  Telefon müzikleri
 
  ayıraç gifleri ile ilgili görsel sonucu
 
  Ziyaretci defteri
 
  İletişim
 
 
Ayın şiiri


YÜREĞİMİZDE Ki SEVDA

Bir zamanlar bir vatanımız vardı,
Adı; Kafkasya...
Dağları vardı
Yemyeşil ormanların kapladığı,
Bulutlara erişmek istercesine,
Gökyüzüğne yükselen,
Aralarında billur ırmakların aktığı.
At koştururlardı gençlerimiz yamaçlarında,
Özgürlük şarkıları söylerlerdi rüzgarları.

Düğünler kurulurdu,
Gecelerin karanlığını mızıka sesi ile parçalıyan.
Çok görüldü bu güzellikler biz,
Göz dikmişti düşmanlar vatanımıza.
Dünya'nın en büyük orduları ile,
Saldırdılar kartal yuvalarına.
Yıllarca kan kusturduk,
Dağlarımıza adım atan düşmanlara.
Ne yazık ki......
Koca orduların koca silahlarına
Gücü yetmedi kamanın.

Sürüldük vatanımızdan
Kırk ayrı koldan kırk ayrı ülkeye.
Törelerimizle adetlerimiz sırtımızda,
Vatan sevdası göz bebeğimizde.
Sınırlarını bekledik ülkelerin,
Hanedanlar koruduk, Ürdün de, Suriye de.

Törelerimizi yaşattık,her gittiğimiz yerde.
Dostluklar kurduk ölesiye.
Acılarımızı unutup;
Yarınlara umutla baktık.
Hasreti yüreğimize,
Sevdayı göz bebeğimize yazdık.
Yeni nesiller yetiştirdik,
Hayallerimizi geleceğe taşısınlar diye.

Adetlerimizle geleneklerimizle var olduk,
Dünya durdukça da var olacağız.

Orhan OCAK


 

 

Ziyaretci sayısı
5
Tıklama sayısı
14
Toplam ziyaretci
36234
Toplam tıklama
111504
Ziyaretcinin ülke kodu
us
Ziyaretci ülke bayrağı
us
İp adresiniz
34.203.245.76

janset.jpg
 
silah.jpg

resimk-1.jpg

resime-2.jpg
SİTEYİ BEĞEN
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
 

orhanocak1952.tr.gg